Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşlarının Karşılaştığı Engeller

dernek_danismanligi

Günümüzde etki alanı oldukça genişleyen STK’ların karşılaştığı sorunlar da çeşitlenerek artmıştır. Batı demokrasilerinde STK denince, devletten bağımsız, kendi ayakları üzerinde durabilen gönüllü kuruluşlar akla gelmektedir. Demokrasinin ilerlemesi ve kamu yararı için faaliyet gösteren STK’ların karşılaştığı birçok sorun bulunmaktadır. Bunlar yasal mevzuattan kaynaklı sorunlar, ekonomik sorunlar, örgüt içi ve örgütler arası ilişkilerden kaynaklı sorunlar, siyasi iktidar ile olan ilişkilerden doğan sorunlar ve demokrasi eksikliğinden kaynaklanan sorunlar şeklinde ifade edilebilir.

Türkiye’deki STK’ların karşılaştığı sorunların başında yasal mevzuattan kaynaklanan engeller gelmektedir. Özellikle 2908 sayılı Dernekler Kanunu ile hareket alanı oldukça daraltılan STK’lar, yasal mevzuat nedeniyle birçok engelle karşılaşmışlardır. STK’ların üzerinde “Demokles’in Kılıcı’’ gibi duran 2908 sayılı Dernekler Kanunu, AB müktesebatına uyum çerçevesinde kaldırılarak 5253 sayılı Dernekler Kanunu yürürlüğe sokulmuştur (Yılmaz, 2005: 172). Dernekler Kanunu’nda yapılan bu düzenlemelerle STK’ları ilgilendiren birçok şart, daha uygun hale getirilmiştir. Bununla birlikte Dernekler Kanunu maddelerinin, STK’ların ortak görüşlerine başvurularak daha uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda STK’lar tarafından konferanslar yapılmalı, bildiriler sunulmalı, pek çok değişik kesimden gruplar bir araya getirilerek, farklı düşüncelerin ortaya konulduğu platformlar oluşturulmalıdır.

Ülkemizdeki STK’ların yaşadığı sorunlardan bir diğeri ise finansman sorunudur. Ülkemizdeki STK’ların neredeyse tümü, ekonomik olarak sıkıntı yaşamaktadır. Ülkemizdeki STK’lar, yeterli düzeyde öz kaynaklara sahip olmadığından, kendilerine yapılacak bağışlara muhtaç kalmaktadırlar (Özdemir, 2009: 202). STK’lar’ın ekonomik olarak kendilerine yetememeleri, devlet tarafından finanse edilmeleri sonucunu doğurmaktadır. Devlet tarafından finanse edilen STK’ların, devlet karşısında bağımsız hareket edebilme alanları sınırlanmaktadır. Bu durumun ortadan kaldırılması için STK’ların ekonomik anlamda kendi kendilerine yetecek finansman kaynakları oluşturmaları gerekmektedir.

Ekonomik sorunlar kadar önemli bir başka sorun alanı ise ülkemizdeki toplumsal altyapı eksikliklerinden doğan sorunlardır. Ülkemizde, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri özgürlükçü bir kültürün tam olarak yaygınlaştığını söylemek mümkün gözükmemektedir. Yasalar toplum tarafından tam olarak benimsenmediği takdirde uygulanması da yetersiz kalmaktadır. Siyasal kültür, kurumsallaşma düzeyi düşüklüğü ve kurum kültürünün tam olarak gelişmemiş olduğu ülkemizde, Batı’daki gibi kendi kendini örgütleyen, gelişkin bir sivil toplum yapısı tesis edilememektedir. Temel hak ve özgürlüklerin sadece yasalarda yer alması yeterli olmamakta, toplumdaki bireyler tarafından ahlâki birer ilke olarak benimsenmeleri gerekmektedir.

Türkiye’de, STK’ların karşılaştığı bir başka sorun ise particilik ve patronaj ilişkileridir. Bilindiği üzere ülkemizdeki STK’lar belirli bir siyasi görüş, parti veya ideolojinin yan kuruluşları gibi hareket etmektedirler. STK’ların, siyasi iktidar ile olan ilişkilerinden kaynaklanan sorunların, siyasal iktidar karşısındaki konumlanışlarına ve kendi bürokratik-merkezi örgütlenmeleriyle ilgili olduğu görülmektedir. Bu durum ise STK’ları, siyasi otoritenin tahakkümü altına sokarak, STK’ların bağımsız niteliklerine olan inancı azaltmaktadır. STK’ların yöneticileri arasında siyasete girmek isteyenler olabilir. Ancak STK’lar, yöneticilerinin şahsi çıkar ya da siyasi ikbal elde etmek için kullandığı bir araca dönüşmemelidir. Bu bağlamda STK’lar, varlık amaçları olan, ülke demokrasisinin geliştirilmesi ve kamu yararı gibi varlık amaçları bağlamında kurumsallaşabilme gerekliliğini yerine getirmelidir.

STK’ların baş etmek zorunda kaldığı bir diğer sorun alanı ise örgüt içi ve örgütler arası ilişkilerden kaynaklanan sorunlardır. Örgüt içi demokrasi eksikliği, lider sultası, yönetici kadro arasındaki çekişme, şeffaf olmayan yönetim tarzı gibi durumlar, STK’ların varlık amaçlarından biri olan demokrasi prensibiyle uyuşmamaktadır. Bu bağlamda meşruiyetleri sorgulanmaya başlanan STK’lar, varoluş amaçlarından uzaklaşmaktadırlar. Oysa gönüllülük esasınca hareket eden örgütlerde yöneticilik yapanlar, kuruluşun misyon ve vizyonuna sadık olmalıdır. Örgütün menfaatlerini, kendi şahsi menfaatlerinin üzerinde tutması gereken yönetici kadrosu ayrıca örgütün amaçlarını en doğru biçimde aktarabilecek iletişim becerisine haiz olmalı ve örgütün amaçları ile yönetici kadrosunun amaçlarını birleştirebilmelidir (Karakiraz ve Kutanis, 2013: 236).

Yukarıda bahsedilen sorunlar, Türkiye’de çok çeşitli alanlarda faaliyet yürüten STK’larda sıklıkla karşılaşılan bir sorun alanlarıdır. Bu sorun alanları bütünüyle ele alındığında, Türkiye’de Batılı anlamda STK’ların ortaya çıkması zaman alacak bir konu gibi görülmektedir. Amacına ulaşmak isteyen her STK, sosyo-ekonomik alt yapısını oluşturmalı, gelir kaynaklarını iyi belirlemeli, devletle ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği ve bağlantısını sağlam temele oturtmalı, amaç ve hedeflerini topluma ve hedef kitlesine doğru aktarmalı ve diğer STK’lar ile irtibatını ve üst örgüt yapısını sağlam temellere oturtmalıdır.

 

Kaynak: Mert Mahir Göz – Bitlis Eren Üniversitesi – Öğretim Görevlisi – DergiPark